EĞİTİM DEĞİŞİM SEMİNERLERİNİN DÖRDÜNCÜSÜ DÜZENLENDİ

E-DER Eğitim ve Değişim Derneği – İstanbul Medipol Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen Eğitim Değişim Seminerlerinin dördüncüsü İstanbul Medipol Üniversitesi Kavacık Kuzey Yerleşkesi salonunda yapıldı.   Hicri 18 Şaban 1438 / Miladi 14 Mayıs 2017 tarihinde “Bilimsel Düşüncede Bilgi Kaynakları” başlığı ile gerçekleşen seminerin konuşmacısı İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Zeki ŞENGİL oldu.

E-DER başkanı Ali KOCADAYI’nın açılış konuşmasını yaptığı seminer; İst. Med. Ünv. Mühendislik ve Doğa Bil. Fak. Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, Remer Araştırma Merkezi Müdürü Pro.Dr. Gürkan Öztürk, Yalova Ünv. Islami İlimler Fak Öğr. Üyesi, Prof. Dr. Tahir Yaren gibi akademisyenler, sendika, çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri, farklı branşlardan öğretmenlerin ve eğitim gönüllülerinin katılımı ile gerçekleşti.

Program E-DER Yönetim Kurulu Başkanı Ali KOCADAYI’nın açılış konuşmasıyla başladı.

Seminere konuşmacı olarak katılan İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Zeki ŞENGİL, “Bilimsel Düşüncede Bilgi Kaynakları”  başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.

Prof. Dr. Ahmet Zeki ŞENGİL’in sunumunda bilgi kaynaklarına yaklaşım ve bilimsel düşüncenin önemine değinildi. Bir medeniyette yaşayan insanların, kendilerini o medeniyete ait hissetmedikleri takdirde o medeniyeti kabul edemeyeceği vurgulanarak Batı medeniyetine ait olmayan İslam toplumunun son iki yüz yıl içerisinde Batı medeniyeti toplumuna entegre olamadığı hatırlatıldı.

Programda, “Bilimsel Düşünce“nin tanımı yapılarak “Bilimsel düşüncelerin ürünleriyle toplumların ulaştığı seviyeler medeniyetlerin kendileridir.” vurgusu yapıldı. Bilim dendiğinde, günümüz dünyasının ürettiği teknoloji ile bilim sınırlandırılamaz denilerek insanın ne derece yüksek bir teknolojiyle yaratıldığı hatırlatıldı ve Bakara Suresi’nin 31-32-33. ayeti kerimelerine işaret edilerek insanın sahip olduğu bilgilerin aslında yeryüzüne gelmeden çok öncesinde kodlarına işlendiği belirtildi. Allahû Teâlâ’nın “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”  ayeti mucibince yarattığı kullarına bahşettiği bilgilerle meleklere karşı övündüğü ifade edildi.

İnanan, inanamayan, var olan her insan daha ruhlar alemindeyken koduna işlenen bilgi nedeniyle halife olarak sıfatlandırıldığı söylenerek insanın mucizevi bir şekilde teorik bilgilere sahip olduğu vurgulandı ve bu bilgilerin de yeterli olmadığı, Allah’ın istediği uygulamalı bilgilerin de olması gerekliliği belirtildi.

ŞENGİL’in konuşmasının ilerleyen bölümünde faydasız ilimden uzak durulması gerektiği belirtildi ve “İnsanlık olaylara ya da durulara muhtemel bir sorunu çözmek için  yaklaşırsa, üretilen bütün bilgi insanlığın ortak malı olur; sadece bir ırkın ya da yörenin değil insanlığın ortak mirası ortaya çıkmış olur.” vurgusu yapıldı.

Fayda üreten şahsiyetlerin halife olarak yaratılan insan vasıtasıyla ortaya konan rehberler, peygamberler olduğu ifade edilerek onların üzerinden iletilen esasların da insanlığın rehberi ve medeniyetler tarihidir, denildi.

Herkesi içine almayan, farklı düşünenleri kabul etmeyen pozitivist düşünceye değinerek bütüncül düşünce ile kıyaslama yapılarak maddenin yalnız başına yeterli olmayacağı vurgulandı. Kendisini sınırlayan pozitivist yaklaşımın ötesine çıkılması gerektiği belirtilerek olay ya da durumlara bütünsel yaklaşılıp hem doğadaki gözlem ve deneyler hem de yazılı ve sözlü kaynaklar kullanılmalı, dendi.

Üniversitelerin 1850’li yıllardan sonra özellikle kiliseyi dışlayan bir konsept üzerine oturtulduğu söylenerek pozitivist yaklaşımın temsilcileri olduğu hatırlatıldı. Bunun yanında İslam medeniyetindeki medreselerin ise bütünsel yaklaşımın temsilcileri olduğu vurgulandı ve medreselerde okutulan bilgilerin hem pozitif bilimler hem de dini ve sosyal bilimlerle ilgili olduğu ifade edilerek medreselerin hem pozitivist yaklaşımın hem de bütüncül yaklaşımın temsilcisi olduğu hatırlatıldı.