Cumhurbaşkanı TEOG Sistemine Neden Karışır ki, Hem de

Okulların Açılmasına 1 Gün Kala…

Sayın Cumhurbaşkanımız bir canlı yayın programında “TEOG’u istemiyorum. TEOG’un kaldırılması lazım” dedi ve bu söylemden sonra eğitim camiasında, veliler arasında, toplumda nerdeyse başka hiçbir konu konuşulmaz oldu. Açıklamanın birkaç saat öncesinde TEOG açık uçlu soru örnekleri yayınlayan milli eğitim bakanlığının konuya hazırlıksız yakalandığı aşikar. Sınava 70 gün kaldığı için bütün plan-programlarını yapmış okullar, veliler şaşkın gözlerle yetkililerden gelecek diğer açıklamaları bekliyorlar. Konunun aslında odak noktasında olan öğrenciler ise büyüklerin kendileri için verecekleri kararı bekleyen kurbanlıklar gibi bekliyorlar, ya kesilecekler ya yaşayacaklar…

Son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığına ayrılan merkezi yönetim bütçesinin en üst sıralarda yer almasına, teknolojik alt yapı iyileştirmelerine, yapılan fiziksel yatırımlara rağmen eğitim sisteminde başarılı olduğumuz söylenemez. Uluslararası sınavlarda orta-alt başarı düzeyindeyiz. Öğrencilerimizin büyük çoğunluğu okulu sevmediklerini her söylemlerinde dile getiriyorlar. Okulların tatil olmasına en az öğrenciler kadar öğretmenlerinde sevindiklerine şahit oluyoruz. O zaman maddi yatırım yaptığımız halde nerde hata yapıyoruz? Çünkü fiziki sorunları nispeten çözdük ama zihinleri aynı derecede güçlendiremedik. Yüzyıllardır bizlere dayatılan “siz yapamazsınız” zincirlerinden ne kadar istesek de beyinlerimizi kurtaramadık. Elimizden alışkın olduğumuz alınınca sudan çıkmış balığa dönüp tekrar tekrar o suya girmek istedik. Halbuki o su çoktan kirlenmişti, oksijeni tükenmişti. Biz o suda kalınca zaten yok olup gidecektik. Belki de suyun kirlendiğini gözümüzle de görüyorduk ama tertemiz okyanuslara açılmak cesaretini kendimizde bulamadığımız için kirli suda, çöpleri kenara ittirerek yüzmeye çalışıyorduk.

Özellikle geçtiğimiz iki yüzyıl boyunca eğitim sistemimizdeki sorunlar, dilde sadeleştirme kavramı adı altında içi boşaltılan terimler tarihimizle, medeniyetimizle, kültürümüzle olan bağımızı koparmıştır. İlmin kapısı, eğitim ve öğretimi bir arada yürüten muallim, öğretmen kavramına dönüşerek sadece bilgi aktaran konumuna gelmiştir. İlim talep eden talebe ise öğrenci kavramına dönüşmüş, talep eden konumdan kendisine bilgi yüklenen konuma gelmiştir. Bu yüklenen bilginin nerede kullanılacağını bilmeyen, amacı ilim tahsil etmek değil geçer notları almak olan, kişisel özellikleri ne olursa olsun aynı sınavlara tabi tutulan öğrencilerin okulu sevmesi, pozitif bir mana yüklemesi ve ülkemizin ihtiyacı olduğu üzere bilimde keşifler yapması beklenebilir mi? Daha da önemlisi bu yüklenmeye çalışılan bilgilerden yapılan sınavlarda başarılı olamayıp özgüvenini yitiren yetenekli gençlere yazık değil mi?

Burada esas sorun Sayın Cumhurbaşkanımızın daha önceki pek çok açıklamasında dile getirdiği “eğitimin insan formatlama aracı olarak kullanılmasına tahammülerinin olmadığı, öğrencileri adeta at yarışındaymış gibi yarıştıran bir sistemin yanlışlığını vurguladığı, eğitimi sınav kazandırma aracından çıkarıp, öğrencilerin kendi yeteneklerine göre kendilerini geliştirecekleri bir sisteme kavuşturmak zorunda olduğumuzu” ifadelerinden sonra da sınav sistemlerinin aynen devam etmiş olması değil midir? Çünkü hepimizin beyinleri de sınav sistemi üzerine formatlanmış, başka bir değerlendirme aracı düşünemiyoruz bile. Biz kirli sularda alışkın olduğumuz üzere yüzmeye çalışırken dünya bilim ve teknolojide almış başını gidiyor. Bizde sudaki çöpleri kenara itmeye devam etmeye çalışıyoruz. Bu durumu değiştirecek, öğrencilerimizin okula, sınıfa, bilime, kitap okumaya, müzakere yapmaya, özgün metinler yazmaya, sportif ve sanatsal aktivitelere ilgisini en üst düzeye çıkaracak yenilikleri süratle hayata geçirmeliyiz. Tabi bunun için önce yeni ve tertemiz sulara yüzme cesaretimizi toplamamız ve bu yenilikleri yapacak gücün bizim genlerimizde saklı olduğunu hatırlamamız gerekir.

Belma UYSAL

Eğitim Yöneticisi

20.09.2017