Kendimizi hesaba çekecek bir ruha ihtiyacımız var

         ‘TARİHTEN GÜNÜMÜZE EĞİTİM MODELLERİ’ KONULU EĞİTİM DEĞİŞİM PANELİ ÜNYE’DE GERÇEKLEŞTİRİLDİ

E-DER Eğitim ve Değişim Derneği(E-DER), İstanbul Medipol Üniversitesi ve Ünye Çevre Eğitim Kültür Spor ve İzcilik Kulübü Derneği (ÜNÇEK) işbirliğiyle Eğitim Değişim Paneli, ORDU/Ünye’de, Dr. İsmail Niyazi Kurtulmuş Erkek Öğrenci Yurdu Konferans salonunda  gerçekleştirildi.

Hicri 4 Rebîü’l-Evvel 1439 / Miladi 4 Mart  2018 PAZAR günü ‘Tarihten Günümüze Eğitim Modelleri’ başlığı ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selim EREN moderatörlüğünde gerçekleşen programın panelistleri:

  • Kuranda Eğitim Modeli konu başlığıyla  Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Recep DEMİR,
  • Sünnette Eğitim Modeli konu başlığıyla Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. Salih KESGİN,
  • Klasik Eğitim Modelleri konu başlığıyla Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. İ. Hakkı İNAL,
  • Modern Öğrenme Modelleri konu başlığıyla Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. Şener ŞENTÜRK oldu.

 

ÜNÇEK Yön Kur. Bşk. Hüseyin DİKİCİ ve E-DER Yön. Kur. Bşk. Ali KOCADAYI’nın selamlama konuşmasıyla başlayan program, akademisyenlerin, sendika ve çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin, ilçe milli eğitim müdürleri ve şube müdürlerinin, Samsun, Giresun, Tokat, Amasya gibi civar il ve ilçelerden katılan çeşitli branşlardan öğretmenlerin katılımı ile gerçekleşti.

İlk olarak selamlama konuşmasını yapan ÜNÇEK Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin DİKİCİ, “Geleceği inşa edecek bireylerin yetiştirmemiz gerekiyor, bu programlarımız da nesillerin ihyasına vesile olur inşallah” diyerek katılımcılara programın organizesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

Akabinde söz alan E-DER Yön. Kur. Bşk. Ali KOCADAYI:

Ünye Çevre Eğitim Kültür Spor ve İzcilik Kulübü Derneği ile İstanbul Medipol Üniversitesi işbirliğinde gerçekleştirdiğimiz Eğitim Değişim temalı Panel programımıza hoş geldiniz diyor, her birinizi yönetim kurulumuz adına saygılarımla selamlıyor, programımızın başarılı ve hayırlı olmasını diliyorum.” dedi ve hem derneğimize hem de birçok çalışmaya isim olma ilhamı veren eğitim ve değişim kavramlarından bahsederek  sözlerine şöyle devam etti:

“Klasik eğitim kitaplarına göre eğitimin tarifi şöyledir. Eğitim; bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı ve istendik davranış değişikliği meydana getirme sürecidir. Eğitimin kasıtlı ve istendik olması ifadesiyle anlatılmak istenen eğitimin belirlenmiş bir hedefe yönelik olması ve bu amaç için gerçekleştirilerek davranış değişikliği amacına ulaşmasıdır. Yani eğitim, değişime vesile olmalıdır. Ya bireyde bozuk olan bir davranış şekli değişmeli, ya da bireyde henüz yerleşmemiş doğru bir davranış şekli bireye kazandırılmalıdır.  Eğitim-öğretim faaliyetlerinden birinci derecede beklenen şey olumlu yönde tutum ve davranış değişiklikleridir. Değişime vesile olmayan eğitimin amacına ulaştığını söylemek mümkün değildir.

Öte yandan eğitimden bağımsız düşündüğümüzde “değişim” kavramı günümüzün popüler, cazibe merkezi kavramlarından biri. “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” sözü de bunun en güzel delili.  Ancak salt değişim uğruna ilkesizlik, geçmişinden kopma, öz değerlerinden uzaklaşma, akıntıya kapılma gibi handikap ve tehlikelere karşı da uyanık olma zorunluluğu vardır.

Değişime; bizi biz yapan milli ve manevi değerlerimizi görmezden gelerek, kadim tarihimizden gelen örf ve adetlerimizi örseleyerek, din, vatan, bayrak, millet, ahlak, gibi ortak değerlerimizi öteleyerek, sırf değişmek uğruna körü körüne teslimiyetçi olmak doğru bir yaklaşım tarzı değildir. Değişim rüzgârına kapılıp taklitçilik girdabına yakalanmamalıyız.

Bu yüzden eğitim ve değişim kavramlarına beraber vurgu yapıyoruz. Eğitim değişim diyoruz, eğitimde değişim diyoruz. Çünkü başında Milli İbaresi bulunan eğitim sistemimizin yeniliğe, değişime ihtiyacının olduğuna inanıyoruz. Hayırlı nesillerin, sağlam kişilik ve karakterli bireylerin ve bunlardan oluşacak ailelerin ancak yerli ve milli bir eğitim sistemiyle yetişebileceğini düşünüyoruz.

Yaklaşık iki asırdan beri, ülkemizde yamalı bohça misali sürekli değiştirilerek sürdürülen eğitim sistemlerinin arzu edilen nesilleri yetiştirme bağlamında yetersiz kaldığı aşikârdır.

Avrupa’dan Amerika’dan şu veya bu ülkeden devşirilen eğitim modellerinin aziz medeniyetimizin genleriyle uyuşmadığını, hariçten ısmarlama dikilmiş, dikte edilmiş, doğal hareket etmemizi engelleyen kıyafetlere artık sığamadığımızı müdrik olmalıyız. Eğitim sistemimizi hem millilik, hem de eğitim ve öğretim boyutuyla ideal hale getirmeden hiçbir meseleyi çözemeyeceğimizi teslim etmeliyiz.

 

Bugün gerçekleştireceğimiz “tarihten günümüze eğitim modelleri” panelimizi bu açıdan çok önemli, değerli ve stratejik buluyoruz. Derneğimiz, eğitim öğretim alanındaki problemlerin tespit ve tasnif edilmesi bu problemlere yönelik çözüm önerilerinin ortaya konması konusunda sahada çalışan meslektaşlarımızım gözlem ve deneyimleriyle akademik dünyamızın bakış açısını bir arada buluşturacak etkinliklere imza atmıştır. Bakanlığımızın gündemindeki konularla ilgili olarak yine sahadaki meslektaşlarımızın ve akademik camiamızdaki hocalarımızın ortak çalışmalarıyla çeşitli raporlar hazırlanmış ve bakanlığımıza arz edilmiştir.” diyen KOCADAYI, bu yıl içerisinde gerçekleşecek  olan  üç yeni projenin de müjdesini verdi:

  • Uluslararası hakemli akademik-bilimsel Eğitim ve Değişim Dergisi
  • İst. Medipol Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Akademik Platform işbirliğiyle Kasım 2018’de gerçekleştirilmesi planlanan Uluslararası Eğitim ve Değişim Sempozyumu
  • E-DER Akademisinin kurulması…

Selamlama konuşmalarının ardından panelistler sırasıyla konuşmalarını gerçekleştirdi.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi moderatör Doç. Dr. Selim EREN katılımcılara ve panelistlere teşekkür ederek sözlerine başladı ve: “Burada fikirlerimizi paylaşacağız,  ilim bir deryadır buradan bir katre alabilirsek zihnimizde bir uyanış meydana getirir diye düşünüyoruz.” diyerek paneli başlattı.

İlk olarak konuşan Kuranda Eğitim Modeli konusuyla Doç Dr. Recep DEMİR oldu.

DEMİR: ” İnsanı bir noktadan alıp süreklilikle, gayretle, sabırla yılmadan bıkmadan ivme kazandırıp ileriye taşımamız gerekir. Bilgi-müfredat olarak çok şey söylüyoruz ancak numune olarak örnek olma açıdan ciddi sıkıntılarımız var. Okulda bir öğretmen ya da camide bir imam ya da herhangi bir müslüman söylemiş olduklarıyla yaşantısı bağdaşmıyorsa bunun öğrencisi üzerinde toplum üzerinde etkisinin olacağını düşünemeyiz. Bakın sahabelerimiz çok bilgi sahibi değillerdi fakat on ayet öğrenip o ayetleri hayatlarına yaşantılarına aktarırlardı sonra diğer ayetlere geçerlerdi.” diyerek söylem ve eylem birliğine dikkat çekti.

Sözlerinin devamında Kuran-ı Kerimdeki eğitim metodlarına değinen DEMİR: “Kuran’da bize eğitim modelleri olarak sunulan üsveyi hasene kelimesinin geçtiği iki peygamber vardır biri Hz. İbrahim diğeri de Hz. Peygamberdir. Kuranı kerimi eğitim kitabı desek mübalağa etmiş olmayız, yanlış bir şey de söylemiş olmayız. Geniş bir perspektiften bakıldığında Kuran-ı Kerim baştan sona eğitim kitabıdır. Düşünün ki itikadi noktada, şirk içinde olan bir toplumun bu inançları tashih ediliyor değiştiriliyor dönüştürülüyor, bir tek Allaha inanan birey toplum oradan oluşuyor. Yine davranış noktasında cahiliyye dönemiyle sonraki dönem mukayese edildiğinde, her türlü ahlaksızlığın işlendiği bir toplumu düşünün… Sonraki dönemde en küçük bir kul hakkına en küçük bir haksızlığa dahi tahammül edemeyen birey, bir toplum meydana geliyor. İşte bunların meydana gelmesinde en büyük en önemli pay Kuran-ı Kerim’in insanlığa sunmuş olduğu engin bilgisi, öğretim yöntemi ve metodur.” dedi.

Programın devamında Sünnette Eğitim Modeli konu başlığıyla söz alan Yrd. Doç Dr. Salih KESGİN, “Vahyin aydınlığında önümüze bir ufuk sunan Doç. Dr. Recep DEMİR’e teşekkür ediyoruz” diyerek sözlerine başladı ve “Vahye, insana nasıl bir sorumluluk içerisinde olduğunu öğreten, anlatan ve bir yol haritası ortaya koyan ilkeler bütünü olarak bakmamız gerekirse, vahyin hayata yansımış somut halde olması nedeniyle Rasullullah’ın  sünneti elbette çok farklı bir noktada konumlanmakta.

            Zihinlerin tarumar olduğu bir süreçte sünnet deyince ne anlıyoruz? Bir tarafta hadis ve sünnet deyince kendisini çok farklı yerde konumlandıran insanlar bir diğer tarafta ise sünneti, günlük pratiklerinden yola çıkarak öğlen namazının sünneti, akşam  namazını sünneti, nafile oruç gibi bir ibadet alanındaki sünnet kavramı üzerinden tanımlayarak terk etseniz de bir şey olmaz diye anlayacağımız ibadetlerdir diye tanımlayan düz mantıkla değerlendiren zihni tutum…

            Rasullullah’ın vahyin  verdiği sorumluluklara baktığınızda tebliğ etme, iletme, açıklama, açıklamadığı yerlerde hüküm ortaya koyma, nihayetinde Azhap süresinde meal edilen “üsvetün hasenetün” ayeti kerimesiyle vurgulanan Rasulullah’ın  “en güzel örnek” yani üsveyi hasene  oluşu net bir şekilde önümüze gelmektedir. Bildiğimiz bir hakikat… Ancak bilmek ayrı bir şey, bildiğini hayatına taşımak başka bir şey…” diyerek sünnet kavramını nasıl anlamak gerektiğine dikkat çekti. Rasullullah’ın aynı zamanda bir öğretmen olduğunu ifade ederek eğitimcilere bazı hatırlatmalarda bulundu:

            “Bir öğretmen olarak sorumluluğumuzun ne kadar farkındayız ve Rasullah’ın bizim için örnek bir şahsiyet olarak bize sunulduğunun ne ölçüde bilincindeyiz sorularını kendimize sormamız gerekiyor. Kendimizi hesaba çekecek bir ruha ihtiyacımız var. İnsan halifeyse hilafetimizi ne ölçüde icra edebiliyoruz..? Bugün sınıfına girdiğimiz ders yaptığımız öğrenciler yarın bizim meslektaşımız olacak, çocuğumuzun öğretmeni olacak… Öğrencimizin yarın büyüyüp öğretmen olduğunda çocuğuma nasıl davranmasını istiyorsak ona göre muhatap olmak, o öğrenciye bayrağı devredeceğimiz bir insan olacak, bu toplumun bir parçası olacak diye yaklaşmak gerekir.” dedi.

Programın devamında  Klasik Eğitim Modelleri konu başlığıyla söz alan Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. İ. Hakkı İNAL sözlerine geçmişteki medreselerin nasıl işlediğini, ne kadar işlevsel olduğuna vurgu yaparak  başladı. Dilin medeniyetler için ne denli önemli olduğunu hatırlatan İNAL: “Kadim gelenekte dil, bir medeniyetin şifrelerini kodlarını çözecek bir dünya olarak görülmektedir.” Kuşaklar arasındaki kopuşa da değinen İNAL: “Babaannem rahmet yağıyor der, ben yağmur yağıyor derim; babaannem semavat der ben uzay boşluğu derim.” dedi ve günümüzdeki sistemlere de atıfta bulunarak klasik eğitim modelleriyle ilgili bazı hatırlatmalarda bulundu: “Medeniyetimizin klasik metinleri vardır. Bu metinlerde medeniyetlerin kodları anlatılır. Ancak bizler son dönemlerde kolaylaştırılmış fıkıh, kolaylaştırılmış tefsir tercihleriyle 20. yüzyıl eğitimleriyle geçmişten kopmuşuz, kolaylaştırılmış ilahiyatla karşı karşıya kaldık.

Önce ilahiyatlarda sonra sosyal bilimlerde kayıp hazineyi geri getirmek zorundayız.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Panelin devamında Yrd. Doç Dr. İ. Hakkı İNAL’dan sonra son olarak Modern Öğrenme Modelleri konu başlığıyla söz alan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. Şener ŞENTÜRK oldu.

Yrd. Doç Dr. Şener ŞENTÜRK sözlerine “Eğitim istendik davranışlar edinme, yöntemidir, sürecidir” şeklinde eğitimi tanımlayarak başladı ve eğitimin modern dünyadaki tarihçesine değindi. Değişen çevre şartlarının, öğrenme öğretme ortamlarının olduğunu ifade eden ŞENTÜRK, öğretmen öğrenme kuramlarına değindi:

 “İlk başlarda davranışçı kuramın öncüsü Carrol ortaya çıktı. “Okulda öğrenme” şeklinde ortaya koyan Carrol’ın öğrencileri bu kuramı geliştirdi. Davranışçılar, zeka geliştirilemeyen çevreden gelen uyarıcılara verilen tepkilerdir demişlerdi. Davranışçıların kuramının atıldığı dönemde ziraat, tarım revaçtaydı. Tarımla uğraşan bir toplum vardı ve her ülke kendi felsefesine uygun bir yöntem belirledi. Mesela Marksistler insanı üreten bir hayvan olarak tanımladılar dolayısıyla üretime dayalı bir okul sistemi kurdular. İdealistler biz gerçeği Allah’a ulaşmak olarak tanımlıyoruz, gerçek bilgi sezgidir dolayısıyla insan doğal ortamda büyümelidir dediler. Pragmatistler yararlı olmayan bir işin hiçbir anlamı yoktur, bu yüzden insan yararlı olmalıdır. Her millet, her ülke kendine uygun bir sistem belirledi ve eğitim sistemini de ona göre dizayn ettiler.

Peki bizim acaba felsefemiz nedir biliyor muyuz? Maalesef bir felsefemiz yok. Dışardan devşirme sistemler, programlar milli ve manevi değerlerimize uymadığı için bocalıyoruz maalesef.

 İnsanı değer alıp teknolojiyi ona araç kılmalıyız. Eğitim sistemimizin temelleri John Dewey vardır. Sisteme askeri müdahale de olmuştur.  Ülkemizde 1923lü yıllardan 1960lı 1970li yıllara kadar baktığımızda askeri mantıklı ve Jhon Deweyli yabancı patentli eğitim bilimcilerin oluşturduğu rapor üzerin inşa edilen bir eğitim sistemi vardır.

 Yaklaşık 2010 yılına kadar eğitim sistemimizin milli manevi değerlerimizle alakası yoktu. Sistem değişti öğrencide olması gereken bilgi beceri de değişti. Günümüzde artık bireyselliğe önem veren bir paradigma ortaya çıktı.” dedi ve geleneksel kuşak, boomers kuşağı, x, y ve z kuşağı gibi kuşak özelliklerine ve farklılıklarına değindi. Geleceğin teknolojisine ayak uydurmak zorunda olduğumuzu ifade ederek öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin, velilerimizin bu hususla ilgili gerekli tedbirleri almaları gerektiğini ifade etti. Ülkeler arasında fiziksel anlamda eğitime yatırım yapan 1. ülke olduğumuzu ancak bunun yanında PİSA test sınavlarında ise sonlarda olduğuma da değinen ŞENTÜRK, “Şehirleşirken insan faktörünü de göz önünde bulundurmalı insanı yetiştirmeyi, kendi değerlerimize uygun yetiştirmeyi ikinci plana atıyoruz, digitalleşme, bireyselleşme, ekonomi odaklı olma, inovasyon ve  değerler eğitimi olmazsa olmaz ilkeler arasında yer almaktadır.” diyen ŞENTÜRK yeni yöntem ve tekniklerden de bahsetti ve “Yeni yöntemlerin temeli teknolojiye dayanıyor. Yeni nesil öğrenen öğrenci kendi kendine öğreniyor Bakın ayrıca EBA çok güzel hazırlanmış fakat öğretmenleri de yetiştirmemiz gerekiyor, onları geliştirmediğiniz sürece yol katedemeyiz. Öğretmen Akademilerini kurmamız gerekir.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Panel programı, panelistlerin adına dikilen fidanların sertifikasının sunulması ve toplu fotoğraf çekimiyle son buldu