Öğretmenliğin Olmazsa Olmaz Şartı
Bağırmak mı?

Gittiğim okullarda dikkatimi çeken en büyük farklılıklardan biri sınıf içinde ve okul bahçesinde öğretmenlerin kullandıkları ses tonu. Herhangi bir okulun yanından yavaşça yürüdüğünüzde sesini yükselten öğretmene hatta öğretmenlere şahit olmuşsunuzdur. Okul koridorunda “Neden koşuyorsun oğlum/kızım?” ya da sınıfta “Defterinizi/kitabınızı çıkartın!” gibi bağırarak yapılan uyarılar, talepler ya da düzeltmeler hepimizin tanık olduğu anlar olsa gerek. Okul değil de bir müze, kütüphane, ofis ya da banka olsa ve aynı şekilde insanlar ses tonunu ayarlamadan konuşsa ne kadar tuhaf ve gülünç olur; o yer ile o ses tonunun eşleşmediği hemen fark edilir. Peki okullarda neden bu durum normal karşılanıyor ya da iyi işlediği düşünülüyor? ‘Sesini yükseltmeyen öğretmenler’… Sizce onlar sınıf yönetimi konusunda yetersiz mi? Tam tersi! Nedir peki bu işin sırrı? Nasıl bağırmadan öğretmen olunur?

Öncelikle sakin bir şekilde, bağırmadan konuşmak en etkili sınıf yönetimi stratejilerinden biri. Sınıf yönetiminizde büyük bir değişiklik yapmak her zaman kolay olmayabilir; bunun yerine küçük bir ayarlama yaparak aslında büyük değişiklikler yaratabilirsiniz. Öğretmenlerin birçoğu seslerini daha yüksek düzeyde tuttukları zaman öğrencilerinin daha iyi dinleyeceklerini düşünürler. Ancak bunun hiç doğru olmadığını gözlem yapmak için girmiş olduğum sınıflarda görmüş oldum. A sınıfında öğretmen dersin başlangıcında sınıfta oturup, sadece öğrencilerin nasıl hazırlandıklarını gözlemliyordu. Montunu asan öğrenci öğretmenin yanına gelip “günaydın” diyordu ve öğretmen doğru şekilde montunu ve çantasını asmayanların kulağına bir şeyler söyleyip, öğrencilerin montunu ve çantasını doğru şekilde tekrar asmalarını sağlıyordu. Öğretmen sınıfta öyle sessiz konuşuyordu ki, öğrencilerin de o ses tonu ile sınıfta konuştuklarını görüyordum. Yani öğretmen aslında ses tonu ile sınıf için belirleyici bir standart oluşturuyordu. Öğrenciler de o standarta göre seslerini düzenliyorlardı. Öğretmen bir öğrenciyi uyarması gerekirse önce omzuna dokunarak uyarı veriyor, bu uyarı sonrasında davranışında değişiklik olmazsa kulağına fısıldayarak ikinci uyarıyı yapıyordu. B sınıfında ise öğretmen daha ders başlamadan mont ve çantaların asılı olduğu bölümde bekleyerek, doğru şekilde askılığı kullanan öğrencilerin isimlerini bağırarak sınıfta onları kendince onore ediyordu. Ancak bunu yaparken sınıftaki öğrenciler de daha ders başlamadığı için kendi aralarında birbirlerine seslerini duyurmak için neredeyse bağırarak konuşuyorlardı. Daha sınıfa girmeden sınıftaki uğultuyu duyabiliyordum. Ne öğretmen istediği şekilde davranmış olan öğrencilerini onore ediyordu; ne de öğrenciler öğretmenin neden o isimleri saydığından haberdardı. Dönem içerisinde bu iki sınıfta gözlem yapmaya devam ettikçe şunları anlamış oldum:

Yüksek ses tonu zamanla öğretmen-öğrenci ilişkisine zarar verir. Öğretmen zaman içerisinde sınıfta sesini yükselttikçe, bağırdıkça, emir kipli cümleler sarf ettikçe öğrencinin öğretmene karşı saygısı azalıyor. Bağıran öğretmenin her isteğini yerine getiren öğrencileri olsa da bu durum sadece korkuya dayalı bir ilişkinin oluşmasına sebep oluyor ve öğrenciler öğretmeni görmedikleri zaman uygun davranışlar sergilemeyebiliyorlar. Öğrenci öğretmenden korktuğu için ya da öğretmenin bu tavrından hoşlanmadığı için bu uyarılar aslında çok anlamlı gelmiyor. Sonuçta yalnızca onlar için korkunç bir öğretmen oluyor. Örneğin; A sınıfında, öğrenciler sınıfa girdiklerinde öğretmene “günaydın” demeyi ihmal etmediler. Tüm öğrenciler neredeyse altı, yedi dakika içerisinde derse hazırlandılar. Her ders başında, birbirlerine isimleri ile hitap etmek ve birbirlerini selamlamak rutinleşmiş bir sınıf başlangıcı. B sınıfında ise öğrenciler sınıfa girdikten sonra derse hazırlanmak için neredeyse on, on iki dakika zaman harcadılar. Birbirlerini ve öğretmeni selamlamadıkları gibi, öğretmen de çantasını düzeltmek istemeyen öğrencileri, “Bu şekilde derse başlayamayız, ya çantanızı düzgün asarsınız ya da ben başınızda beklerim,” şeklinde uyardı. Genel olarak derse başlama süreleri yirmi dakikayı geçti, üstüne de öğrencilerin birbirlerine uygunsuz davranışı ve öğretmenin bu konuda ek uyarılarda bulunması da cabası.
Yüksek ses tonu sınıf içerisinde zamanla etkisini yitirir. Zaman içerisinde öğrenciler sürekli yüksek ses tonu ile öğretmenlerinden yönerge almaya alışırlar ve normal ses tonu onlar için hiçbir şey ifade etmez. Onlar artık sizin agresif halinize, yüksek sesinize alışkın oldukları için aksi şekilde davrandığınız zaman verdiğiniz yönergenin sizin için çok önemli olmadığını düşünüp o yönergeye uygun davranmazlar. Yine aynı sınıflardan örnek verecek olursak, A sınıfındaki öğretmen, dersin başında çember zamanında iken öğrencilere hangi dersleri işleyeceklerini söyledi. Öğrenciler parmak bile kaldırmadan sadece birbirlerinin konuşmalarını takip ederek, yani birbirlerinin sözünü kesmeden, günün rutini ile ilgili hep beraber sohbet etmeye başladılar. Öğretmen yaptıkları çalışmanın bitmesine beş dakika kala öğrencilere haber verdi. Öğrenciler ayağa kalkmadan, sadece parmak kaldırarak ya da öğretmen masalarına geldiğinde çalışmalarını gösterdiler. Öğretmen öylesine sakindi ki bu sakinlik tüm öğrencilere yansımıştı. Öğrenciler birbirleri ile konuşurken nezaket cümleleri kurarak, bağımsız ve birey olduklarının farkında olarak iletişim kurduklarını gördüm. B sınıfındaki öğretmen ise, öğrencilere nasıl davranmaları gerektiği konusunda sürekli uyarılar verdiği için çember zamanında da yalnızca doğru davranış konusunu gündemine aldı. Öğretmen dışında kimse konuşmadı. Konuşmak istese bile parmak kaldırmadığı için bu sefer de öğretmen parmak kaldırmanın önemi üzerinde konuşmaya başladı. Öğrenciler öylesine sıkılmış görünüyorlardı ki öğretmen bu konuşmaları yaparken, öğrenciler çember zamanında oturdukları yerde sürekli hareket halindeydiler; birkaçı tuvalete gitmek istedi ve bir grup öğrenci birbirileri ile şakalaşmaya çalıştı.
Öğretmen ara ara isim söyleyerek ve sesini daha da yükselterek hatta çığırarak ortamı kontrol etmeye çalıştı. Bu sınıf, dışardan bakan bir göz için bile fazlasıyla yorucu ve rahatsız edici bir ortama sahipti. Sınıfta yüksek ses tonu etkisini yitirmiş, kimse birbirini umursamaz hale gelmişti.

Öğrencilerin de yüksek sesle konuşmasına teşvik eder. Öğretmenler öğrenciler için en büyük rol modellerden biridir. Öğretmenler öğrencilere nasıl davranıyorsa, öğretmenlerin olmadığı yerde öğrenciler de aynı şekilde davranmaya başlar. Öğrenciler için işler istediği gibi gitmediği zaman karşı tarafa duygularını ve düşüncelerini ifade etmek yerine şikâyet etmeye, olumlu davranmamak için ayak diremeye başlarlar. Öğrenciler birbirlerine karşı daha bencil ve daha sabırsız olurlar. Öğretmene karşı da saygılarını yitirirler. Huzurlu bir öğrenme ortamı ortadan kalkar. Bu öyle bir hal alır ki, öğrenci ailesinde de aynı şekilde davranmaya başlar ve bir bakmışsınız öğrenci toplumda böyle bir birey olarak kendini var eder. Konuşmaktan aciz, sürekli gergin, sabırsız, bağımlı ve bencil bireyler…

Öğrenci ile kurduğu korku temelli ilişki, öğretmenin dönem sonunda içten içe pişman olduğu durumlardan biridir. Öğretmen yavaş yavaş kendisine öz saygısını yitirir. Öğretmen sürekli bağırarak öğrencilerle iletişim kurduğu için öğrencileri tarafından sevilmeyen bir öğretmen olmanın yanında saygı duyulmayan bir öğretmen de olmuştur. Öğretmen bağırarak bu işi çözemediğini anladığında ise yardımına rehberlik servisi, müdür ya da müdür yardımcıları koşmaktadır. Bu durum yaptığı işi sorgulamasına ve kendisine karşı da olumsuz tutum sergilemesine sebep olur.

Peki sınıfta hiç mi sesimizi yükseltmeyeceğiz? Tabi ki de hayır! Eğer zor bir konu anlatıyor, öğrencilerinizin de o sırada dikkatini toplamak istiyorsanız, öğrencileri hareketlendirecek bir konuşma yapıyorsanız, komik bir hikâye anlatıyorsanız ya da bir role girip öğrencilerinizle drama yapıyorsanız gevşeyin ve istediğiniz kadar gürültülü, eğlenceli ve daha gösteri amaçlı ders işleyin. Ayrıca açık havada, öğrencilerinizin güvenliğini sağlamanız gerekiyorsa sesinizi elbette yüksek tutmanız gerekir. Ancak öğrencilerin dikkatini çekmek istediğinizde, uyarırken, yönerge verirken, olumsuz bir davranışın sonucu hakkında konuşurken ya da bütün sınıfı ilgilendiren bir konuyu gündeme getirirken yüksek ses ile konuşmak ya da bağırmak yerine, anlaşılır ve net bir konuşma dilini seçiniz. Tek bir yerden, sınıfın tümüne hâkim olacak şekilde duru ve sakin bir şekilde konuşmanız, tüm öğrencilerinizin daha çok dikkatini çekecektir. Öğrencilerinizi uyarırken onlarla göz teması kurmak, konuşmaktan daha iyi olabilir. Öğrencilerinizin anlattığı komik bir durumu, sınıf yönetiminizin bozulacağını düşünerek kayıtsız kalmak yerine onlarla kahkaha atamayı deneyin. Onlarla sohbet etmekten keyif aldığınızı gösterin. Onlara birey olduklarını hissettirin. Eminim size olan sevgisi, size saygı duymasına da katkı sağlayacak. Siz bir şey söylemek için ağzınızı açtığınız an, onlar da sizi can kulağıyla dinlemek için sürekli takipte olacaklardır. Söyledikleriniz öğrencilerinizin bir kulağından girip diğerinden çıkmayacaktır. Gözleri, kalpleri ve zihinleri ile sizi takip etmeye başlayacaklardır.

Kaynak: http://www.egitimpedia.com