Koreli ve Ayla Filmi

Çocukluğum 1970’li yıllarda güzel Anadolu’muzun şirin bir kasabasında tabiatın içerisinde yoğruldu. Kasabamızda hemen herkes birbirini tanırdı. En azından kim kimin nesidir, neyi değildir bilirdiniz. Mahallemizde “Koreli” namıyla çağrılan bir amcamız vardı. Gerçek ismi nedir ne yalan söyliyeyim, bilmezdik. Fakat “Koreli” ismi söylenince saygı ile karışık bir durum söz konusu olur, anında kulak kabartırdık. O zamanlar Kore nere, çocuk hafızamızda pek de konumlandıramazdık.

Hafta sonu altıncı sınıf öğrencisi olan oğlumla “Ayla” filmine gitmeyi kararlaştırdık. Filme gitmeden önce hafızamızı tazeleyip oğluma Kore Savaşı hakkında kısa bir bilgi verdim. ll. Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’nın teslimiyetinin ardından Kore’de Sovyetler Birliği ve ABD’nin aralarında anlaşmalarının neticesinde iki ayrı devlet kuruldu. Güney Kore ve Kuzey Kore olarak bilinen bu iki devlet kapitalizm ve kominizm bahane edilerek aralarında bir savaşa başladı. 1950 yılında savaşın başlarında ABD öncülüğünde Birleşmiş Milletler Kuzey Kore karşısında Güney Kore’nin yanında yer aldı. 16 batılı devletin yer aldığı savaşta Türkiye ilk sırada asker gönderen ülkeler arasında yer aldı. Sovyetler ve Çin de diğer tarafta yer almışlardı. Kazananın olmadığı bu savaş 1953 Temmuz ayında ateşkes anlatması ile sonuçlandı. Maalesef 3 milyona yakın insan hayatını kaybetti.

            Kısaca Kore Savaşı’nı bu şekilde hatırlayabiliriz. Merak edenler araştırmalarını genişletebilirler. AYLA filmi bizim Kore Savaşına gönderdiğimiz 5090 kişilik 1. Türk Tugay’ının kahramanlıklarından bir tanesinin beyaz perdeye aktarılması. Ayla filminin yönetmeni Can Ulkay senaristi Yiğit Güralp, müzikler Fahir Atakoğlu, yapımcı Mustafa Uslu, oyuncular İsmail Hacıoğlu, Ali Atay, Çetin Tekindor, Kim Seol, Murat Yıldırım, Altan Erkekli, Büşra Develi, Ali Barkın, Sinem Öztürk Uslu, Meral Çetinkaya, Cade Carradine…

Açıkçası filme girmeden önce kafamda bir takım soru işaretleri yok değildi. Acaba bu film de sıradan, iş olsun diye yapılan bir film miydi? Koltuklarımıza oturup beyazperde de Ayla filmi başladığında artık kafamdaki soru işaretlerinden en ufak bir iz bile yoktu. Başlangıç, görüntü kalitesi, müzik, sizi hemen sarıp sarmalayan senaryo, mekanlardaki zamanın ruhu, açıkçası tüm veriler İskenderun’da başlayan macera; bizi alıp eskilere götürüyor. Gencecik astsubayların askeriyedeki ve sivildeki anları tüm gerçekliği ile gözlerimiz önüne seriliyor. Gelecek için planlar yapan genç astsubaylar, bir anda kendilerini belki de haritada yerini bile bilmedikleri Kore’de buluyorlar.

Kore’ye güle oynaya giden askerlerimiz, savaşın bittiğini arkayı toparlayıp düzenleyeceklerini düşünürken kendilerini tam bir savaşın ortasında buluveriyorlar. Savaş ölümleri, yoklukları, yetimleri de beraberinde getiriyor. Kore Savaşı’nda da binlerce çocuğun yetim kaldığı gözlerimiz önüne seriliyor. Türk askerinin merhameti, bu zor koşullar da yetimlere sahip çıkması beyaz perdenin verdiği imkanlar ölçüsünde sahneye yansıtılıyor.

Konuyu daha fazla anlatıp finali önceden açıklayarak sizleri filmi izlemekten alıkoymayayım. Film baştan sona bizim geleneklerimizde ve genlerimizde yer alan merhamet, yardımseverlik değerleri ile yan yana yürüyor. Uzun zamandır ağladığımı, gözlerimden yaşlar döküldüğünü pek hatırlamıyorum. Gel gör ki, Ayla filminin başından sonuna hüngür hüngür ağlamama engel olabilsem de; gözlerimin yaşarmasına bir türlü mani olamadım. Salondaki hemen herkes de benden farklı değildi. Yanımdaki koltukta oturan oğlum da gözyaşlarını benim gibi çaktırmadan silenlerdendi.

Bizi bir yapan, köklerimizden gelen değerleri çocuklarımıza, gençlerimize kuru kuruya anlatmak eğitimcilerin ve biz yetişkinlerin bildiği gibi pek mümkün olmuyor. Fakat sahne buna bir anlamda olağanüstü imkân sağlıyor. Ayla filmi de bence bu konuda bir hayli başarılı. Bu nedenle Ayla filmine hepinizin gitmesini hararetle tavsiye ediyorum. Giderken de yanınızda eşiniz, arkadaşınız, kardeşiniz, çocuğunuz birini almanız önem arz etmektedir. Tabi yanınıza ister geleneksel, isterseniz de modern anlamda bir mendil bulundurmak da menfaatiniz icabıdır.

Filmden aklımda kaldığı kadarı ile en önemsediğim cümle; “Babalar her zaman sözünde durur.”

Evet sevgili okurlar şimdiden hepinize “İyi seyirler.”

Ekrem AYTAR
27 Kasım 2017

ekremaytar@gmail.com

twitter.com/ekremaytar